X
Menu

roman

İspanya İç Savaşında ölen cumhuriyetçi bir Katalanın torunu olan Martín’in  Akdeniz’in diğer ucuna gelip Nosta’ya aşık olması ve yeni bir kültüre alışırken saplantılı bir şekilde yaşatmaya çalıştığı Katalan kültürünü aşklarının orta yerine yerleştirmesinin dinamik hikâyesi. Koyu milliyetçi Katalan mizacını yaptığı Katalan yemekleriyle perçinleyen Martín içinde aslında Franco’ya karşı Katalan cumhuriyetçilerinin beslediği nefreti yaşatmakta ve hayata, aşka, hatta mutfağa bile bu travmatik  bakış açısıyla bakmaktadır. Bölümlerin birbirlerinden Katalan mutfağına ait yemek tarifleriyle ayrıldığı roman hastalıklı bir hale gelen ilişkinin içinden yemek yaparak çıkmaya çalışan iki âşığın hikâyesini sunuyor.

 

226 sayfa, Cosmopolitan, 2006.

 

 

 

 

 

 

“Yo no estoy enamorada de los hombres sino del amor. Como Don Juan. Puedo enamorarme porque canta bien, porque de su boca salen un par de notas de un fado, porque me hace reír hasta que me duele la barriga o porque tiene unos ojos azules como el océano. Y en ese mismo instante. No estoy enamorada de los hombres sino de la idea del amor. ‘Platón tenía razón. Por eso los quiero a todos a la vez y los mantengo a mi lado, y sólo por eso no puedo querer a ninguno tanto como ellos me quieren. “Esto es lo que piensa Nosta, la protagonista de esta novela, una joven escritora turca fascinada por el Mediterráneo de este lado del Bósforo, por sus hombres, sus palabras, sus vinos, su gastronomía y su cine. Vive la vida al límite, y en cuanto sus amantes están convencidos de que va a permanecer a su lado hasta el fin de sus días, reciben la sentencia de su abandono: “No me basta con tan poco amor. ¡Lo siento!”. Hasta que un día el misterioso Oriente llama a su puerta para transformar su vida.

 

192 páginas, El Cobre Ediciones, 2005.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Kadınlar günü hamamda çırılçıplak bulunan keşiş Athanasios, kadınlar tarafından takunyalanarak kapı dışarı edildikten sonra gizemli bir şekilde Matbah-ı Âmire’ye dördüncü baş aşçı olarak getirilir. Dört farklı mezhep ve milletten baş aşçının, iki yüz aşçıyla birlikte en müşkülpesent damaklara hitap eden yemekleri pişirirken aşkı ve Tanrı’yı sorguladıkları saray mutfağında insan elinden olmadığı zahir olan işlerin vuku bulmaya başlamasıyla, mutfak sakinleri çareyi birbirlerinin dinine ve batıl inançlarına başvurmakta bulurlar. Bu esnada Tenerife’den yola çıkan, Avrupa’daki ilk patates plantasyonunun ürününü taşıyan gemiden bir tanecik tombul patatesin yolculuğunun sarayda son bulmasıyla ortalık iyiden iyiye karışır. Leonardo da Vinci’nin bütün dünyadan sakladığı kara kutusunun yıllar sonra Niccola di Speranza tarafından saraya getirilmesi, bu İtalyan dahinin yüzyıllar sonra tüm dünyaya yedireceği sürpriz bir yiyeceğin Konstantiniye’yle tanışmasının miladı olur. Papazların, imamların, aşçıların, Venedik baylosunun ve sayısız nev-i şahsına münhasır kahramanın karıştığı karmaşık bir hikaye, Osmanlı’nın haraçgüzarı Ragusa’dan başak sarısı bir güzeller güzeli delikanlının gelmesiyle iyiden iyiye çetrefilleşir. O, şehri terkettiğinde düğüm çözülecektir.

 

484 sayfa, Doğan Kitap, 2010.

 

 

 

 

 

 

 

       İstanbul’da başlayıp Lizbon, Roma ve Rodos üzerinden yine İstanbul’a dönen birbirine geçmiş on beş hikâyeden oluşan bir anlatı. Aşkın yalın hali, aşkı arama, aşka yönelme, aşkta olma ve aşktan düşme halleri Akdeniz’in tüm sıcaklığıyla anlatılırken kültürlerin birbirine karıştığı bir dünyada aşkı sorgulayan başkahraman Nosta’nın hayatında kahkahalar yerini hüzne bırakır. 2005 yılında İspanya’da La Mar de Letras, Çeşitlilik ödülü alan bu roman için eleştirmen José Belmonte Serrano şunları söylüyor: “Sınır tanımayan, cesur, çok milletli, çok kültürlü, apolitik, fakat topluma, insanoğluna ve doğasına angaje olmuş bir roman. Milan Kundera, Antonio Tabucchi, Julian Barnes ve Arturo Peréz-Reverte’nin romanları tadında”.  Antonio Marín Albalate ise kitap için “Bu kitapta Ömer Hayyam’ın Rubaiyyat’ını, Rainer Maria Rilke’nin Genç Bir Şaire Mektuplar’ını, Jorge Luis Borges’in El Aleph’ini, Hans Magnus Enzersberger’in Titanik’in Batışı’nı, Samuel Becket’in Kötü’ye Doğrusu’nu okurken duyduğum o unutulmaz eserlerin verdiği büyük heyecanı duydum yeniden”, der.

 

176 sayfa, Doğan Kitap, 2012

 

 

 

 

 

 

 

İstanbul’da başlayıp Lizbon, Roma ve Rodos üzerinden yine İstanbul’a dönen birbirine geçmiş on beş hikâyeden oluşan bir anlatı. Aşkın yalın hali, aşkı arama, aşka yönelme, aşkta olma ve aşktan düşme halleri Akdeniz’in tüm sıcaklığıyla anlatılırken kültürlerin birbirine karıştığı bir dünyada aşkı sorgulayan başkahraman Nosta’nın hayatında kahkahalar yerini hüzne bırakır. 2005 yılında İspanya’da La Mar de Letras, Çeşitlilik ödülü alan bu roman için eleştirmen José Belmonte Serrano şunları söylüyor: “Sınır tanımayan, cesur, çok milletli, çok kültürlü, apolitik, fakat topluma, insanoğluna ve doğasına angaje olmuş bir roman. Milan Kundera, Antonio Tabucchi, Julian Barnes ve Arturo Peréz-Reverte’nin romanları tadında”.  Antonio Marín Albalate ise kitap için “Bu kitapta Ömer Hayyam’ın Rubaiyyat’ını, Rainer Maria Rilke’nin Genç Bir Şaire Mektuplar’ını, Jorge Luis Borges’in El Aleph’ini, Hans Magnus Enzersberger’in Titanik’in Batışı’nı, Samuel Becket’in Kötü’ye Doğrusu’nu okurken duyduğum o unutulmaz eserlerin verdiği büyük heyecanı duydum yeniden”, der.

173 sayfa, Dharma Yayınları, 2005.

 

 

 

 

 

 

 

Roma’dan Milano’ya taşınmak zorunda kalan Nosta zorda kalan film kahramanlarını kurtarmak ve olaylara müdahale etmekle yükümlü olacağı bir iş bulur. Yazarın ilk romanı olan Bayan  Hayatbirrüyadır’ın Yeldeğirmenleri  romanının başkahramanlarını ve örgüsünü yeniden görebildiğimiz bu roman bu sefer İtalya’nın kuzeyi ve güneyi arasındaki kültür farkı üzerinden bir çatışma ve mizah yaratacaktır. Güneyden heyecanı, kahkahayı ve aşkı getiren kahramanımız kuzeyin soğuk ruhlarına sirayet etmeye çalışırken çok zorlanır. Ansızın kalbine bir palyaçonun sızmasıyla şehrin rengi birden değişir. Birlikte açmaya karar verdikleri bir sergi için eski evlilik fotoğrafları toplamaya karar verdiklerinde, apartmanda aslında yıllardır dönmekte olan karmaşık bir ilişkiler girdabına kapılarak kendilerinin bilmeceler silsilesi içinde bulurlar. Gizem çözülürken onları başka bir sürpriz beklemektedir. İtalya’yı, İtalyan yemeklerini, aşkı, Latin dünyası filmlerini ve kahkaha içinde yüzmeyi sevenler için yazılmış bir roman.

 

337 sayfa, Cadde Yayınları, 2004.

 

 

 

 

 

 

Roma’dan Milano’ya taşınmak zorunda kalan Nosta zorda kalan film kahramanlarını kurtarmak ve olaylara müdahale etmekle yükümlü olacağı bir iş bulur. Yazarın ilk romanı olan Bayan  Hayatbirrüyadır’ın Yeldeğirmenleri  romanının başkahramanlarını ve örgüsünü yeniden görebildiğimiz bu roman bu sefer İtalya’nın kuzeyi ve güneyi arasındaki kültür farkı üzerinden bir çatışma ve mizah yaratacaktır. Güneyden heyecanı, kahkahayı ve aşkı getiren kahramanımız kuzeyin soğuk ruhlarına sirayet etmeye çalışırken çok zorlanır. Ansızın kalbine bir palyaçonun sızmasıyla şehrin rengi birden değişir. Birlikte açmaya karar verdikleri bir sergi için eski evlilik fotoğrafları toplamaya karar verdiklerinde, apartmanda aslında yıllardır dönmekte olan karmaşık bir ilişkiler girdabına kapılarak kendilerinin bilmeceler silsilesi içinde bulurlar. Gizem çözülürken onları başka bir sürpriz beklemektedir. İtalya’yı, İtalyan yemeklerini, aşkı, Latin dünyası filmlerini ve kahkaha içinde yüzmeyi sevenler için yazılmış bir roman.

 

350 sayfa, Yitik Ülke, 2015.

 

 

 

 

 

 

Aşktan kaçan bir kız, kötü bir patron, bale kıyafeti içinde dolaşan çatlak bir papaz ve sair kaçık kahramanın Salamanca’daki macera dolu yaşamına mercek tutan bir roman. Hikâyeden hikâyeye atlayan kahramanlar, şehirden şehre koşan gezginler, aşkın her taşın altından farklı şekillerde çıkan suretleri (Tolstoy’un bir kahramanının romana gece sokakta boza satan bir adam kılığında girmesi gibi) ile dinamizmini hiç kaybetmeden okuru şaşırtan, eğlendiren ve yazarla birlikte seyahat ettiren bir roman örgüsü. İç içe açılan anlatıları ile okuru farklı zaman ve mekânlara ışınlayan bir kurgu. Engizisyon mahkemesinde başlayıp yine engizisyon mahkemesinde biten, içinden aşka düşmeler, aşktan çıkmalar, kiliseler katedraller, ortaçağ şehirleri geçen bir kitap.

350 sayfa, Gendaş Kültür, 2002.

 

 

 

 

 

 

 

 

Birden çok kimlikle karşımıza çıkan başkahraman Añoranza Tórtolas hikâyesine İsveç’te kifayetsiz bir patronun yanında çalışarak başlar. İşi tehlikede olan roman kahramanlarını kurguya girerek kurtarmaktan ibarettir. Kurgudan kurguya giderken zaman nosyonunu da kaybeder. Gezgin bir ruhun romanlar ve yüzyıllar arasında kaybolması tezat ruh halleri ile anlatılırken, başkahraman hüzün ve romantizmin yanı sıra hayli eğlenceli bir roman ortamı içinde savrulup durur. Yazarın anlatım teknikleri ve post-modern anlatı denemeleri yaptığı bu ilk roman, ikinci cildi birincisinin arasına sıkıştırılmış sürprizlerle dolu bir anlatıdır. Adıyla İspanyol Altınçağı’nın önemli isimlerinden Calderón de la Barca’nın  La Vida es Sueño (Hayat Bir Rüyadır) adlı eserine gönderme yapan eser Freud ve Jung’un rüya çalışmalarını da içeren, matruşkalar gibi iç içe geçmiş anlatılar sunar.

“İlk romanın çok ötesinde başarılı.”

Prof. Dr. Jale Parla

“Bir gökdelenden atlamak gibi: heyecanlı, isteseniz de duramıyorsunuz ve her saniye farklı bir kat görüyor insan.”

Prof. Dr. Cem Say

 

336 sayfa, Gendaş, 1998.

 

Prof. Dr. Jak Deleon